Avrupa’da sperm bağışı: Parçalı mevzuatta genetik riskler nasıl gözden kaçıyor?

Sperm bağışı yoluyla kanserle ilişkili genetik mutasyonların aktarılabildiğini gösteren vakalar, Avrupa genelinde yasal boşlukları ve denetim eksikliklerini gözler önüne seriyor

“`html

Avrupa’da Sperm Bağışı: Genetik Riskler ve Mevzuat Eksiklikleri

Avrupa genelinde sperm bağışına dair genetik testlerin yetersizliği, kanserle ilişkili genetik mutasyonların yanlışlıkla aktarılabileceğini gösteriyor; bu durum, yasal düzenlemelerdeki boşlukları da gözler önüne seriyor.


İçerik görseli
SEDA KARATABANOĞLU

23.01.2026

Timothée Marteau ve ikiz kardeşi, sperm bağışı ile hayata geldiklerini öğrendiklerinde, çocukluklarında kendilerini adeta şanslı hissettiklerini ifade ediyor. Hastane ortamında doğmuş olmanın, bağışlanan spermin titizlikle test edildiği anlamına geldiğine inanıyorlardı.

“Birçok konuda belirsizliğimiz olmasına rağmen, başkalarına göre daha sağlıklı olacağımızı düşünüyorduk. Küçükken kendimizi birer süper kahraman gibi hayal ediyorduk. Büyüdükçe, mutlaka bir kalite standardı olduğu inancına kapıldık. Doktorların bizi hasta edemeyeceğine dair bir güven duymuştuk. Şimdi geriye baktığımda, bunun ne kadar düz bir düşünce olduğunu anlıyorum,” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Marteau, sperm ya da yumurta bağışı ile dünyaya gelen bireylerin genetik geçmişlerine erişim haklarını savunan PMAnonyme isimli derneğin başkan yardımcılığı görevini yürütüyor.

Aynı zamanda Fransa Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan ve bağış yoluyla dünyaya gelen bireylerin bağışçı bilgilerine erişimini değerlendiren CAPADD komisyonunda da derneği temsil etmektedir.

Yıllarca süren biyolojik babasını arama serüveninin ardından, babasıyla yaptığı ilk telefon görüşmesinde, babasının meme kanseri riskini artıran BRCA1 gen mutasyonu taşıdığını öğrendi.

Yapılan testler, iki kardeşin de aynı gen mutasyonuna sahip olduğunu gösterdi. Marteau, bir kız ve bir erkek çocuk babası olması yanında, bu durumu öğrendiğinde şaşkına döndüğünü ancak bunu zamanında bilmiş olmanın da kendisine bir nebze olsun rahatlık verdiğini belirtti. Biyolojik babasının üç kız çocuğu bulunmaktadır; bunlardan ikisinin genç yaşta kansere yakalandığı bilgisi de dikkat çekicidir.


Avrupa’da Sperm Bağışı: Parçalı Mevzuat ve Zayıf Denetim

Marteau’nun hikâyesi yalnızca bir istisna değil. Avrupa’daki kamusal yayıncıların Aralık’ta gerçekleştirdiği ortak bir araştırma, kanser riskini ciddi ölçüde artırabilen nadir bir TP53 gen mutasyonunu taşıyan Danimarkalı bir sperm bağışçısının en az 197 çocuğun babası olduğunu ortaya koydu. Bu durum, uluslararası sperm bağışı sektöründeki denetim eksikliklerini gündeme taşıdı.

Bu tür vakalar, Avrupa’da sperm bağışı sistemlerinin tutarsız kurallarla işlediğini gösteriyor. Sperm örnekleri ülkeler arasında serbestçe dolaşırken, tarama, veri paylaşımı ve denetim süreçleri çoğunlukla ulusal mevzuatlarla yürütülmekte; bu nedenle ülkeler arası iş birliği neredeyse yok denecek kadar az.

Tek bir bağışçının kaç çocuk sahibi olabileceğine dair uluslararası bir limit yoktur ve bağışçıların taranma kriterleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Pratikte ise taramalar genellikle bağışçıların kendi beyanlarına dayanan aile sağlık geçmişine dayanmakta; bazı ülkelerde ise bağışçılara ödeme yapılması, sağlık bilgilerini ne derece doğru ve eksiksiz paylaştıklarını sorgulatmaktadır.

Bu sorunların bir kısmının, 2027 yılında yürürlüğe girecek olan AB İnsan Kökenli Maddeler (SoHO) Tüzüğü ile çözümlenmesi beklense de; bu düzenleme, kan, doku ve gametler için Avrupa çapında ortak bir güvenlik ve izleme sistemi oluşturulmasını hedeflemektedir.


TP53 Vakası: Parçalı Kurallar ile Ortak Riskler

TP53 mutasyonunu taşıyan bağışçı, 2005 yılında Danimarka merkezli ve Avrupa’nın en büyük sperm bankalarından biri olan European Sperm Bank’a öğrenci olduğu dönemde bağışta bulundu. O dönem bağışçı, sağlıklı kabul ediliyordu. İşitme fırsatı bulduğum bir ESB yetkilisi, böyle bir mutasyonun genellikle öngörücü genetik taramalarla tespit edilemediğini aktardı.

Bağışçının sperm örnekleri, 14 ülkedeki 67 kliniğe dağıtıldı ve bu örneklerle dünyaya gelen bazı çocuklar kanser nedeniyle hayatlarını kaybetti. Birçok çocuğun da yaşam boyu yüksek kanser riski taşıyacağı tahmin edilmektedir.

Bu durum, iki ailenin, çocuklarında görülen nadir bir genetik varyantla bağlantılı olabilecek kanser vakaları sonrası bağımsız olarak üremek isteyen kliniklerle iletişime geçmesinin ardından gün yüzüne çıktı.

Olay, ilk kez 24 Mayıs 2025’te kamuoyuna duyuruldu. Rouen Üniversitesi Hastanesi’nden biyolog Edwige Kasper, Milano’daki Avrupa İnsan Genetiği Derneği konferansında ilk bulgularını paylaştı.

Belçika Sağlık Bakanı Frank Vandenbroucke, 30 Mayıs 2025’te durumu resmi olarak doğruladı ve Federal İlaçlar ve Sağlık Ürünleri Ajansı’nın (AFMPS) meseleden 2023’ten beri haberdar olduğunu bildirdi.

Mutasyonun keşfinden sonra, European Sperm Bank, Kasım 2023’te ilgili tüm kliniklere uluslararası hızlı uyarı gönderiminde bulundu.

Belçika’da, bu bağışçının spermi ile 28 kadın 53 çocuk doğurmuş; oysaki ülke yasa ve yönetmeliklerine göre bir bağışçının spermi en fazla altı ailede kullanılabilir.

Belçika’daki yetkililer, yıllarca süren veri paylaşımındaki eksikliklerin sorunlara yol açtığını belirtti. Etkin bir bilgi paylaşım sisteminin olmadığı bu süreçte klinikler, bir bağışçının ne kadar kullanıldığını takip edemedi; bu da pratikte denetimin aksamasına sebep oldu.

AFMPS’nin incelemesi, bir kliniğin bağışçının spermini dokuz kadın için tüp bebek tedavisinde kullandığını ortaya koydu. Klinik hakkında yasal işlem başlatıldı, ancak vakaya dair ihlallerin üzerinden zaman geçtiği için herhangi bir ceza uygulanmadı.

European Sperm Bank, TP53 olayıyla ilgili olarak kurallara uygun hareket ettiklerini ve bankaya herhangi bir ceza verilmediğini bildirdi. Bununla birlikte mevcut tarama sistemlerinin sınırlı olduğunu kabul ederek, sektörde gebelik takibi ve uluslararası iş birliği alanlarında ilerleme kaydedildiğini de ifade ettiler.


Sperm Bağışına Dair Uluslararası Sınır Yok

Tek bir bağışçıdan kaç bireyin dünyaya geleceğine ilişkin uluslararası bir sınır bulunmamaktadır. Avrupa’daki mevzuatlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle, ülke dışına çıkan sperm örnekleri, bu sınırların uygulanamadığı bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Örneğin, Belçika’da 2007’de yürürlüğe giren düzenlemelerle bir bağışçının spermi en fazla altı kadın tarafından kullanılabilirken, Birleşik Krallık’ta her bağışçı en fazla on aileye hizmet verebiliyor. Ancak sperm yabancı ülkelere gönderildiğinde, bu sınır geçerliliğini yitirir. İngiliz düzenleyici kurumları, ihraç edilen spermin nasıl kullanıldığını takip etmemektedir.

Fransa’da ise bir bağışçıdan en fazla on çocuk doğurulmasına izin verilmektedir.

Danimarka’da bir bağışçı en fazla 12 aile için sperm bağışında bulunabiliyor. Ancak uluslararası geçerliliği olan bir limit olmayışı, bu durumu karmaşık hale getirmekle kalmıyor, ayrıca bağışçıların birden fazla ülkede daha fazla aileye hitap etmelerine olanak tanıyor.

Danimarka merkezli European Sperm Bank, dünya genelinde 75 ailelik bir limit uygularken, Cryos International ise küresel ölçekte herhangi bir aile sınırı getirmemektedir.

Kasım ayında Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyoloji Derneği (ESHRE), Avrupa genelinde her bağışçı başına 50 ailelik bir sınır önerirken nihai hedeflerinin her bağışçı için 15 ailelik bir üst limit getirmek olduğunu beyan etti.

Danimarka, Norveç, İsveç ve Finlandiya Etik Konseyleri, bağışçılar için Avrupa çapında bağlayıcı bir sınır çağrısı yaparak, sınır ötesi sperm ticaretinde ulusal kotaların artık yeterli olmadığını vurgulamaktadır.

Danıştığım Danimarka Etik Konseyi üyesi antropolog Ayo Wahlberg ise konuyu benzer bir şekilde yorumluyor: “Bir aile kuralı yalnızca etik bir ilke değildir, aynı zamanda nadir ama ciddi genetik hastalıkların yayılımını azaltmanın tek etkili yoludur.”

Wahlberg, ülkeler arasında kümülatif kullanımı gözlemleyebilecek bir yapı ve ortak bir üst sınır olmadan, mevcut bağışçı kotalarının koruyuculuğunun sembolik hale geleceğini belirtmektedir.


Hayati Bilgilerin İletimindeki Sorunlar

TP53 durumu, Avrupalı kamu yayıncıları tarafından yürütülen araştırmalar, European Sperm Bank’ın hızlı bilgilendirmesinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, aynı bağışçıdan dünyaya gelen çocuklara hâlâ ulaşılmadığını ortaya koymuştur.

Fransa’daki bir anne, uyarı yayımlandıktan bir buçuk yıl sonra bilgilendirilmiştir. Anneye, kliniğin bilgisayar sisteminin baştan aşağı yenilendiği sürecinde dosyasının kaybolduğu belirtilmiştir. Danimarka’daki başka bir anne de durumu başka bir anneden öğrenmiştir. Üçüncü bir gruptaki ailelerin yarısına hâlâ bilgi verilmemişti.

European Sperm Bank ise olumsuz bir durum tespit edildiğinde sorumluluğunun sadece bağışçının spermini kullanan klinikleri bilgilendirmekle sınırlı olduğunu belirtmektedir. Banka, aileleri bilgilendirme yükümlülüğünün, doğrudan hasta ile temasta bulunan üreme kliniklerine ait olduğunu aktarmaktadır.

Ancak Timothée Marteau’nun hikâyesi, doktorların hayati sağlık bilgileri paylaşma konusundaki isteksizliğini gözler önüne seriyor.

BRCA1 gen mutasyonuna sahip olduğunu öğrendikten sonra Marteau, doktorların bağış yoluyla dünyaya gelen bireylere kritik sağlık bilgileri iletme yükümlülüğü olduğunu bildiği için, babasına derhal sperm bankasını haberdar etmesini iletti.

“Kaç kişinin etkilendiğini bilmiyordum ama eğer bir bağıştan doğmuş tek bir kız çocuğu bile varsa, onun bunu hemen öğrenmesi gerekirdi,” diye hatırlıyor Marteau.

Marteau ne kadar beklese de, hiçbir gelişme yaşanmadı. Doktorlar, babasına bilgi verdiklerini iddia etmesine rağmen merkeze bilgi geçilmedi.

Sonunda Marteau, babası adına bir avukat tutarak kliniğe resmi bir ihtar gönderdiğinde, kendisiyle iletişime geçildi; fakat Marteau’ya herhangi bir bilgi verilmedi.

Doktorlar sonra Marteau’ya, bağış yoluyla dünyaya gelen bireylerle doğrudan iletişime geçmekten çekindiklerini, bazı ebeveynlerin çocuklarına bağış yoluyla dünyaya geldiklerini söylememiş olabileceği endişesi dolayısıyla aile sırlarını ifşa etmemeye çalıştıklarını ifade ettiler. “30 yaşındaydık, hâlâ çocuk olarak görüldük ve ebeveynlerimizin sırlarının kendi sağlığımızdan daha önemli olduğu düşünülüyordu,” diyor Marteau.

Marteau’nun yaşadığı tecrübe, savunuculuk çalışmalarına ve bağış yoluyla dünyaya gelen çocukların genetik kökenlerine ilişkin bilgilere erişim haklarının önemine dair önemli argümanlar geliştirmesi için bir vesile oldu.

Marteau, “Herkes bana neden biyolojik babamı aradığımı soruyordu? ‘Zaten bir ailen var, ne kazanıyorsun?’ diye soruyorlardı. Bunun kimlik arayışı olduğunu açıklamak zor.” ifadelerini kullanıyor.

“Ama ‘biyolojik babamı buldum ve genetik bir mutasyon tespit ettim’ dediğimde, sağlık konuları devreye girdi. Sağlık söz konusu olduğunda herkes söylediklerimi anlıyor. Bu benim en etkili silahım oldu,” diyerek konuyu özetliyor.


Bağışçı Tarama Süreçleri Ağırlıklı Olarak Beyana Dayanıyor

Avrupa’da sperm bağışçıları, HIV, hepatit B ve C, frengi ve bazı ülkelerde klamidya ile bel soğukluğu gibi bulaşıcı hastalıklar için düzenli olarak taranmaktadır.

Ayrıca sperm kalitesi gibi meninin sayısal ve hareketlilik özellikleri sistematik olarak değerlendirilmektedir.

Fakat genetik tarama süreçleri, çok daha az standartlaşmıştır. Fransa, Birleşik Krallık, Belçika, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerde, sperm bağışçıları için kapsamlı bir genetik test paneli yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Genetik risk değerlendirmesi esasen bağışçının beyanına dayanan kişisel ve aile sağlık geçmişi üzerinden yapılıyor; nadiren belirli bir risk tespit edildiğinde hedefe yönelik testlerle destekleniyor.

Bu yaklaşımla, nadir ve ciddi kalıtsal hastalıklara işaret edebilecek bulguları tespit etmek ve gereksiz pahalı genetik testlerden kaçınmak amaçlanıyor.

Hollanda Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Tim Bennebroek, değerlendirmenin en az üç kuşağı kapsayan detaylı bir tıbbi geçmiş ve aile ağacı üzerinde gerçekleştiğini belirtti ve genetik testlerin yalnızca tıbben zorunlu olduğunda uygulandığını ifade etti. Bunun yanında, kliniklerin potansiyel bağışçılar için sağlık ve psikolojik taramalar da gerçekleştirdiği bilgisi verildi.

Bennebroek, “Eğer bir bağışçının taşıyıcı olup olmadığı konusunda bir şüphe varsa, o bağışçı kullanılmamaktadır.” şeklinde bilgi verdi.

Danimarka Etik Konseyi’nde görevli antropolog Ayo Wahlberg, genetik testlerin artık daha erişilebilir hâle geldiğini ve birçok bankanın yaygın hastalıklara yönelik sınırlı sayıda genetik test uygulamaya başladığını ifade etti.

“Önemli bir husus şudur: Her yönüyle yeterli bir tarama sistemi asla oluşturalamayacaktır. Her bağışçıya tam genom dizilemesi yapsanız bile, hızla gelişen bir alan var,” dedi ve genetik testlerin yanıltıcı bir güven algısı yaratabileceğine dair uyarılarda bulundu.

Wahlberg, bağışçı taramasının temel bir unsur olmasına rağmen aile sağlık geçmişine aşırı bağımlılığın tam bir güvence sağlamadığını da vurguladı.

Danimarka ve Belçika’da bağışçılara her bağış için tazminat ödenirken, Fransa ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde gamet bağışı tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır.

“Bağışçılara ödeme yapıldığında, sağlık geçmişlerini yalan ve bozuk bir şekilde sunma riski doğuyor. Bu, onların yalan söylediği anlamına gelmez, ancak sistem çok önemli bilgilerin gözden kaçmasına yol açabilir,” şeklinde yorumlar yaptı Wahlberg.

Timothée Marteau’ya göre problemin bir kısmı aynı zamanda bilgilerin toplanma şekliyle de ilgili. Fransa’da, bağışçı bağış yaptıktan sonra merkezin onlarla bir daha iletişime geçmeyeceği düşünülüyor; bu durum bağışçının da merkezle bağlantıya geçmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Oysaki birçok hastalık, hayatın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkabiliyor ve bağışçılar, bağış yaptıktan yıllar sonra dahi teşhis alabiliyorlar.

“İşte burada devreye girilmelidir. Eğer bağışçının kendi başına gidip doktorlara bilgi vermesi beklenirse, zaten kaybetmiş olacağız. Burada önemli olan, merkezlerin ve doktorların bağışçılarla düzenli temastan geçerek sağlık durumlarını kontrol eden bir prosedür geliştirmeleridir,” ifadesinde bulundu Marteau.


Avrupa Çözüm Peşinde: Gelecek Ne Getirecek?

TP53 vakası, Avrupa Birliği’nin sperm, yumurta ve kan gibi insan kökenli maddeleri düzenleyen hukuksal çerçevelerinde kapsamlı bir reforma gitme dönemine denk geldi. 2024’te kabul edilip, 2027’de yürürlüğe girmesi planlanan AB İnsan Kökenli Maddeler (SoHO) Tüzüğü, güvenlik, izlenebilirlik ve uluslararası koordinasyondaki uzun süredir yaşanan açıkları kapatmayı amaçlıyor.

Yeni düzenlemeler çerçevesinde, ciddi olaylar ve risklerin tüm üye ülkeleri eş zamanlı olarak bilgilendirmesini sağlayan AB çapında dijital bir SoHO Platformu kurulacaktır. Sperm bankaları, bağışçı kayıtlarının tutulması ve ülke bazlı bağışçı sınırlarının denetlenmesinden sorumlu olacaklardır.

SoHO ayrıca klinikler ve sperm bankaları için zorunlu risk yönetim planları oluşturacak ve her kuruluşun hukuken sorumlu bir “Yetkili Kişi” atamasını zorunlu hale getirecektir.

Ancak SoHO, bazı temel sorunları hâlâ çözümsüz bırakarak, bağışçı tarama protokollerinin standartlaştırılmasını sağlamamakta ve bağışçı başına aile ya da çocuk sayısına dair AB genelinde bir limit getirmemektedir.

Danimarka Etik Konseyi üyesi Ayo Wahlberg, bu durumun derin yapısal bir sorun olduğunu dile getiriyor. Wahlberg’a göre sperm bağışı, özünde uluslararası bir pazar olarak varlık gösteriyor; ancak düzenleme büyük oranda ulusal düzeyde kalmaya devam ediyor.

Sorunlu olan, sperm bağışının sınır ötesi bir piyasa olduğunu yansıtan AB genelinde bir takip ve izleme sisteminin yokluğudur.


Yıllar Süren Bir Hikâyenin Zirvesi

Marteau, gamet pazarının küresel boyutuna dikkat çekiyor ve Avrupa Birliği’nin en azından asgari düzeyde Avrupa çapında yasal düzenlemelere ihtiyaç duyduğunu savunuyor.

Kendi deneyimi, acil olan bilgilerin zamanında paylaşılmasının hayati önem taşıdığını kanıtlamış durumda.

Klinik, babasının bağışlarıyla doğan bireyleri bilgilendirdiği zaman, Marteau hiç tanımadığı bir kadından Facebook üzerinden bir mesaj aldı.

“Sanırım sana bir içki ikram etmem gerekiyor,” diye yazmıştı.

Buluştuklarında, kadının üvey kız kardeşi olduğunu öğrendi. Kadın, BRCA1 mutasyonu hakkında bilgi sahibi olmuş, test yaptırmış ve mamografi ile bir kitleyi erken evrede tespit etmişti.

“Bana ‘Hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim’ dedi. Bu an, hayatımın en güçlü anlarından biri oldu. Derin bir etki bıraktı. Yıllarca süren bir hikâyenin zirve noktasıydı,” diye bitirdi Marteau.

*Bu makale, uluslararası habercilik konusunda uzmanlaşmış bağımsız medyayı destekleyen ve Yaratıcı Avrupa (Creative Europe) programı kapsamında finanse edilen MEDYA Ortaklığı olan MOST – Media Organisations for Stronger Transnational Journalism kapsamında hazırlanmıştır.

Etiketler: genetik hastalıklar, kamu sağlığı, sperm bağışı

“`