Kürdolog adayı Odatv yazdı, PKK saldırıya geçti: “Biz buzkıranız”… TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’a sorduk

Uğurcan Yardımoğlu

Türkiye Komünist Partisi adına TRT’de propaganda konuşması yapan Kürdolog Zeynep Hatunoğlu’na gelen tepkiler partiyi gündeme taşıdı. TKP, bu olaydan önce de seçimlere yönelik tavrıyla ve Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ilimizi etkileyen depremlerdeki seferberliğiyle konuşulmuştu.

TKP Genel Sekreteri Okuyan, çeşitli konularda Odatv’nin sorularını yanıtladı.

TKP adına TRT’de konuşma yapan Kürdolog Zeynep Hatunoğlu’na Yeşiller ve Sol Parti çevrelerinden büyük tepki geldi. Konuşma Odatv’de de yayınlanmıştı. Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyeyim, sosyal medya gerçekten çok yanıltıcı bir mecra. 10-15 gerçek kimliğini gizleyen anonim hesap ya da gerçek dünyadan kopmuş fanatik gündem yaratabiliyor. Farklı siyasi partilerin birbirlerinden, söylemlerinden rahatsızlık duymasından daha doğal bir şey yok. Zeynep’in konuşması özel olarak bir partiye dönük bir eleştiri de içermiyordu. Türkiye’nin meselelerine sınıfsal, Marksist bir yaklaşım söz konusuydu ve bununla Kürt sorunu arasında bir bağ kuruluyordu. TKP’nin kimlik siyasetini reddetmesi, emekçi halkı birleştirici bir çizgiyi savunmasında itiraz edecek bir şey görmüyorum. Bunları dile getiren bir komünist kadına “köle ruhlu” denmesini fazla kişinin benimsediğini sanmıyorum. Ama dediğim gibi aralarında büyük farklılıklar olan siyasi partilerin birbirlerinin her söylediğini, yaptığını sineye çekmesi beklenmemeli. Cengiz Çandar’ın öne çıktığı, neredeyse simgeleştirildiği bir ortamda Diyarbakır adayı bir komünist tekstil işçisinin “farklı” yaklaşımı elbette bazılarını kızdırmıştır.

Sakarya’da ülkücü geçmişi olup da TKP’ye katılanlarla ilgili de bir haberimiz olmuştu. O arkadaşlarınıza da benzer tepkiler geliyor mu ülkücülerden?

Gelmez olur mu! Ülkücü geçmişlerinden kopup TKP’ye katılanlara da tepki var elbette. Sadece Sakarya’da olmadı bu türden köklü değişimler. Düşünsenize, MHP geleneği yıllardır anti-komünizm üzerine kurmuş felsefesini ve oradan kopan insanlar bir süre sonra TKP’ye katılıyor. Biz İlyas Salman’la birlikte Sakarya’nın Kocaali ilçesine giderken bu nedenle bir sürü tehdit aldık. Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Türkiye’de sağın gerek İslamcı gerekse milliyetçi tabanı açısından vazgeçilmez olan bazı değerler, sağcı partilerin o değerleri istismar ettiği anlaşıldıkça, kendisini yeniden üretiyor ve başka bir çerçevenin içine yerleşiyor. Birçok inançlı kişi, laikliği son derece keskin bir biçimde savunan TKP’nin çok gelişkin bir ahlakı savunduğunu fark etti. Biz sağ partilere oy veren milyonlarca kişinin bile bile kötücül politikaların peşinden gittiğini kabul edersek büyük hata yaparız. Evet sağın fanatizmi toplumu da tehlikeli bir biçimde çürütüyor. Bu çürümeye tavır almak zorundayız. Ancak sağın toplumsal tabanı da ağırlıklı yoksullar. TKP nabza göre şerbet vermeden, tamamen dürüstlük ve samimiyetle Türkiye’nin muhafazakâr mahallelerine girdi. Bunun tarihsel önemi olduğunu söyleyebilirim.

Sözünü ettiğiniz örnekler gerçek bir anlam ifade ediyor mu? 85 milyonluk bir ülkeden söz ediyoruz.

TKP rasgele çalışan bir parti değil. Belli bir planlamayla, hedefler koyarak çalışıyoruz. Medyada yaygın yer verilmiyor TKP’ye. Bu nedenle TKP örgütüyle, kadrolarıyla temas kuruyor insanlarla. Son dönemde şunu gördük. Sabırla ve açık sözlülükle faaliyet yürüttüğümüz her yerde kabuk çatlattık. Yerleştiğimiz mahalle ya da köylerin bir bölümü oldukça muhafazakâr yerleşimler. Hatta öyle yerlerde taban bulduk ki, oralarda bunu becerebiliyorsak her yerde beceririz diyebiliyoruz rahatlıkla.

“BUGÜN LİBERALİZM ANTİ-KOMÜNİZMİN EN GÜÇLÜ KALESİDİR”

Medyada yaygın yer verilmiyor dediniz ama depremden hemen sonra TKP bütün yayın organlarında haber oldu. Hiç kendinize de sordunuz mu acaba “biz neden az görünüyoruz” diye?

TKP kendisini dürüstçe değerlendiren bir parti. Bu düzeni değiştirmeyi hedefleyen bir partinin kendisini eleştirmemesi mümkün mü? Ancak medyada görünmememiz temelde bizim eksikliklerimize bağlanamaz. Bu arada TKP’yi haberleştiren, çalışmalarımıza yer veren Odatv’nin de içinde olduğu medya kuruluşlarına ve bazı gazetecilere haksızlık etmek istemiyorum. Ancak TKP’nin haber olması gerekirken hiç medyaya yansımayan o kadar fazla çalışması, açıklaması ve eylemi oluyor ki. Büyük sermayenin denetimindeki medyanın patron karşıtı bir partiye yer vermesini elbette beklemiyoruz. Siyasi iktidarın güdümündeki medya açısından da aynı şey. Ancak muhalif medyada da zaman zaman anti-komünizm ya da TKP düşmanlığı kendisini çok bariz biçimde gösteriyor. Bugün liberalizm anti-komünizmin en güçlü kalesidir.

“TKP, KİMSENİN GÖRMEZDEN GELEMEYECEĞİ BİR NOKTAYA GELECEK”

Ama bu deprem örneğini açıklamıyor. Depremde neden TKP bu kadar öne çıktı haberlerde?

Çünkü deprem olağanüstü bir kırılma anı. Birçok kişi bu kadar ağır bir yıkımda ideolojik-siyasi koşullanmalarından kurtuluyor. Depremden sonra TKP’yi, TKP’nin yaptıklarını görmemek ya da göstermemek için bayağı çaba harcamak gerekiyordu. Ama o sıralar herkes başka bir şey için çabalıyordu. Kimleri anti-komünizmden kalıcı olarak kurtuldu kimileri ise geçici. Bu medyaya da yansıdı. Şöyle söyleyeyim, filanca partinin liderinin yaptığı bir el hareketinin haber değeri varsa, TKP’nin bir holdingin önünde yaptığı güçlü bir protesto eyleminin haydi haydi haber değeri vardır. Aynı medya kuruluşları başka bir ülkede yüz kişilik cılız bir eylemi “halk isyanda” diye haberleştirebiliyor. Sonuçta kısa süre sonra TKP’yi kimsenin görmezden gelemeyeceği bir noktaya geleceğiz.

Öyle bir durumda TKP’ye daha çok saldırılacağından, eleştirileceğinden korkmuyor musunuz? Olumsuz TKP haberleri ile karşılaşmayacak mısınız?

TKP buna alışkın bir parti. Komünistler yüz yılı aşkın bir süre boyunca yalana, iftiraya, karalamaya rağmen dimdik ayakta kaldı. Ayrıca bilinmesini isterim ki, TKP’nin dostları da hızla çoğalıyor. Her yerde.

“TKP BİR BUZKIRANDIR”

Partinizin dostlarının artmasıyla ilişkili olduğunu düşündüğüm bir soru sormak istiyorum. TKP son dönemde Cumhuriyet değerlerini savunmasıyla, Atatürk’ün büyük bir devrimci olduğu iddiasıyla, Türk bayrağına sahip çıkması ile gündeme geldi ve sol içinde çok tartışıldı. Gelen eleştiriler için ne diyorsunuz?

Bu çizginin son dönemle ilgisi yok. Biz 2001 yılında TKP adını alarak tarihsel bir yasağı işlevsiz hale getirirken ilk gündemlerimizden biri partimizin bu memleketin, Anadolu’nun partisi olduğunu göstermek için gerekli adımları atmaktı. Yüz yıllık bir yalanı boşa çıkarmak zorundaydık. O yıllar AKP’nin yükseliş ve iktidara yerleşme yıllarıydı. Muazzam bir liberal zehirlenme ile karşı karşıyaydık. Laikliği ve bağımsızlığı savunmak, aydınlanmacı ve yurtsever bir siyasal hat, güncel bir ihtiyaçtı. TKP bunu sınıfsal temellere yerleştirdi, yerli ve yabancı tekellere, kapitalizme karşı durmadan laikliğin ve bağımsızlığın savunulamayacağı gerçeğini vurguladı. Bir şey daha yaptık. Bu çizginin kaynaklarını önemsedik. Bu kaynak 60’lardaki gençlik hareketlerinde var ama Milli Mücadele döneminde de var. Bugün Türkiye’deki anti-emperyalist birikimin, laik duyarlılığın 1919’la başlayan mücadeleyle ilişkisini yok saymak siyasal bir gaftır, bilimsel de değildir. TKP tarihselci bir parti. Geçmiş dönemlerin saflaşmalarına bakar. 1919-1924 arasındaki dönem dünyada devrim ve karşı-devrim net biçimde saflaşmıştır. O zaman da bugün de komünistlerin safı bellidir elbette. Millî Mücadele, Mustafa Kemal’in önderliğindeki hareket de devrimci saflardadır. Dediğim gibi bunu inkâr eden, bunu değersizleştiren solcu olamaz. TKP açısından burada bir yenilik yok. Biz uzun bir süredir bu çizgiyi savunuyoruz. Milliyetçilik ve liberalizm Türkiye’de siyasal alanı kirleten ikiz kardeşlerdir. Her ikisi de emek ile sermayeyi uzlaştırır. Yurtseverlik başka bir hat. ABD emperyalizmi ve NATO’nun uğursuz operasyonlarına konu olan bir bölgede, tarikatlar her yeri sarmışken bağımsızlığı ve laikliği bayrak yapmadan nasıl komünist olacağız? Sömürüye karşı mücadele ile anti-emperyalizm ve laiklik savunması bir bütün. Bu bütünlüğü bozmadan yolumuza devam edeceğiz. Buna eleştiriler geliyor, hakaretler de. Kendi sorunları. Geçmişte bizim partimizin içinde de bunu içine sindiremeyenler oldu, başka yerlere savruldular. Ama tersi de geçerli, TKP bu açıdan bir buzkırandır. Yol açıyor ve etkiliyor.

MECLİS ARİTMETİĞİ VE “ÇÖPE GİDEN” OYLAR

TKP neden seçimlerde Millet İttifakı’nı ya da Emek ve Özgürlük İttifakı’nı desteklemedi? Herkes Meclis aritmetiğinden söz ederken siz neden kendi adaylarınızla giriyorsunuz?

Bu ittifaklara girmedik çünkü farklı düşünüyoruz. Öyle böyle değil, bayağı farklı düşünüyoruz. Bizim üç temel meselemiz var. Bugün hayat pahalılığının, adaletsizliğin, yoksulluğun nedeni olan toplumsal düzen. Yani kapitalizm. Bunun ortadan kalkması gerek. Bu bir. Laiklik gerekiyor. İki. Bağımsızlık gerekiyor. Bu üç. Bunlar geleceğin değil şu anın sorunu. Örnek verdiğimizde sinirleniyorlar. Sinirlenmesinler azıcık düşünsünler. TÜSİAD sermayesiyle sorunu olmayan, laikliği savunmayan, NATO’yu karşısına almayan ittifakları neden destekleyelim? Neden bunun parçası olalım? “Siz de çok katısınız” deniyor bize ama hayatın kendisi, gerçekler çok katı. Acımasız. Tarikatlar çocuklarımıza musallat oluyor, NATO işgaller yapıyor, darbeler planlıyor, TÜSİAD sermayesi büyük kârlar elde ettikçe halkımız yoksullaşıyor. Bunlar bugünün sorunudur. TKP şunu diyor: Eğer cesaret ve akılla, dayanışma ruhuyla hareket edersek kazanırız. Taraflaşmayı etnik, mezhepsel konularda değil bu başlıklarda kurmalıyız. Bunların Meclis’te yankı bulmasını istiyoruz. Ama şimdilik baraja takılacaksak, hayat Meclis’ten ibaret değil. Depremde dayanışmayı Meclis mi örgütledi, halk mı? NATO’yu, tarikatçılığı, emek düşmanlığını geriletecek olan temel olarak toplumdur, halktır. TKP’nin seçimlerden güçlenerek çıkmasının hiçbir milletvekili hesabının yanına dahi yaklaşamayacağı sonuçları olur. Önümüzde bizi ne yazık ki çok ağır bir ekonomik tablo bekliyor. Bu tabloda eğilip bükülmeyen bir TKP’ye ihtiyaç var. Sonra yerel seçim geliyor. TKP baraj engeli olmayan yerel seçimlerde sürpriz yapmaya hazırlanıyor. Ve en önemlisi Türkiye’de benim oyum irademdir, şantaja, dayatmaya, küçük hesaplara boyun eğmem, inandığım partiye oy veririm diyenlerin sayısının artması. TKP oy dilenciliği yapmıyor. Stratejik oy ver demiyor. Ödünç oy ver karşılığını şöyle vereyim demiyor. Biz şuyuz, aklına yatıyorsa bizi destekle diyoruz. Görülüyor ki TKP’ye oy vereceklerin sayısı hiç az değil. Hatta “oyunuz boşa gider” saçmalığına tepki büyüyor. Büyük bir rahatlıkla söylüyorum, TKP’ye verdiğiniz oy boşa asla gitmez. Ama oyunuzu laiklikten, bağımsızlıktan, Cumhuriyetten, sosyalizmden yana kullanmazsanız, oyunuzun çöpe gideceği kesindir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir